10 Haziran 2013 Pazartesi

8 Haziran 2013 Cumartesi

Screw Winter, Daenarys Is Coming..!

Game Of Thrones hakkındaki gerçeğin ta kendisidir. Irkının abuk subuk olması beni alakadar etmez bu dizinin en manyak karakteridir Daenarys. Kitaplarını okumadım ve dizi sonlanana kadar okumayı düşünmüyorum her ne kadar 3. sezon pek tatmin olamasam da kuzeyin son vurgunu üzerimde şok etkisi oluşturdu. Yazık lan.. Gelen vurdu, giden vurdu gariban Stark'lara. Aklıma gelmişken kimisi de bozkurt sebebiyle Stark'lara Türk deme gafletinde bulunmuş.. Selam olsun sizlere ey güzel kardeşlerim.. Bari şu kurgunun içine etmeyin. Değil mi? Gavur fantezisinde milliyetçilik aramanın amacı nedir? Neyse.. Tamamen hastası olduğum The Sopranos'un ülkemizde 'çakma'sının çekileceğini duyduğumda ki tepkimi ifade etmem gerçekten çok zor. Bu da ona benzer bir şey sanırım. The Sopranos, Oz, Rome, Mad Men, Game Of Thrones, Breaking Bad başlıca bunlar olmak üzere pek çok harika eser mevcut. Kişisel zevki dahilinde 2 saatlik bir film yerine benim gibi sezonlarca uzun soluklu takibi sevenler; üç gözlü karga olur rüyanıza girer, beyninize takla attırırız bak ona göre.. Gidin arka sokaklar falan çekin, ileri geri zoom yapın, dokunmayın bu güzelliklere.

1 Haziran 2013 Cumartesi

Ben Geldim Ben Geldim

İtiraf ediyorum; burayı unutmuşum.

Digital Daggers isimli bir grubun ''The Devil Within'' parçasını herkese hediye ederek başlamak geldi içimden. Bir özelliği yok sadece şuan dinlediğim ve çok sevdiğim bir parçadır kendileri. Görece güzel başka versiyonları da vardır ama bunu sevmişseniz veya sevmemişseniz birde bu grubun ''Newyork, Newyork'' cover'ını dinleyiniz ve dinletiniz. Polly Scattergood.. Crysis 2 severler iyi bilir.

Yazımın sonunda ilgili bağlantıları bulabilirsiniz.

Bazılarınız hatırlar, yeryüzünde aktif olduğum kadar sanal kesimde de çeşitli portallar vasıtasıyla uluslararası ağlarda oldukça aktiftim. Yeri geldi owner oldum, yeri geldi sadece guest ile yetindim ama her şeyin bir dozajı var yani biz kendimizi etik açıdan pazarlamıyor idik en azından. Twitter hesabı hiç açmadım, stilini beğenmedim. Facebook hesabım vardı, yeni tasarım dahilinde kapatalı 2-3 yıl civarı oldu sanırım. Numaramdan veya mailden bana ulaşanlarla görüştüm, görüşüyorum. Zerre umurumda olmayan kesim gene aynı yerde kaldığında şaşırmamıştım açıkçası.
Bunların sosyallik olduğunu hiç bir zaman düşünmemiş olmamı yadırgayan şahısları saygıyla selamlıyorum. 7 sene önce 6000 küsür takipçiyle sezona girdiğimi de bilirim. Hemen cevaplar gelir; zaten ara sıra bakıyorum, ooo feyssiz olurmu ya!!, sen ne anlarsın!! falan.. Veyahut benimle aynı düşünceleri paylaştığını söyleyip ömrünü bunlar karşısında geçiren. Riyakarsın arkadaş kabul et bizi de yorma dimi? Tamam sakin ol şampiyon sosyallik demeyelim o zaman? Sosyallik veya artık her ne sıfatla anılıyor ise benim için fark etmez. Kullananları eleştirmiyorum, sistemi eleştiriyorum. Bakarsın bu eleştirdiğim sistemi, kendisini eleştirmek için kullanırım bir gün. Neden olmasın?
Neden rahatsız oluyorsun ki? Herhangi bir felsefe, düşünce veya inanç düzeni değil ki benliğini eleştirdiğimi düşünesin. Mesela Apple'ın da politikalarını beğenmiyorum ve bu sefer hemen çevremde iPhone kullananların savunmalarına şahit oluyorum. Bende kendisini senelerce kullandım hatta geçen seneye kadar ülkemize resmi olarak ilk giren iPhone 3g'lerden birine sahiptim ve ilk aylar her gören dalga geçmişti. Kıçına giyecek don olmayan adamın elinde bu aletten göreceksiniz dediğimde gülenler oldu. O zamanlar alternatif yoktu eğer olsaydı bana daha çok hitap ettiği için şuan ki gibi yine S3 ve Android derdim. 5 sene civarı geçti hadi günümüze bakar olursak adamın elinde 3000 lira verilmiş bir mobil cihaz var ama içinde kontör yok. Bu durum her gün en az bir paket sigara tüketip ''eve et alacak param yok.'' diyen şahıslar içinde geçerli ki çok acınası bir durum.

Beni tanıyanlar artık bir vakit sonra ''ne alaka?'' sorusunu sormamayı öğrenirler çünkü konu olarak oradan oraya atlamışım gibi gözükse de aslında aynı olan konuyu, kendi deneyimlerimi de gösterip farklı örneklerle vurguluyorum. Anlayana tabi..

Bir de daha bitirmeden sözümün kesilmesinden nefret ederim çünkü bütün olan konuşmamı her hangi kısımından kestiğin vakit asıl amacından çıkmış olması, anında anladığını sandığın ama anlayamamış olduğun ve iç güdüsel olarak fevri cevap verip bunun üzerine benden alacağın cevap ile yerin dibine girmen seçeneklerin en başındadır ki bence gayet makul.

Belki biraz garip bir giriş yapmış olabilirim tabi güzel eleştirilecek şeyler de var sonuçta bütün var oluş saçmalıklardan ve insan müsveddelerinden ibaret değil. (:

http://www.youtube.com/watch?v=Q-bq5VyHWEo (Digital Daggers - Devil Within)
http://www.youtube.com/watch?v=HYGioIKKysg   (Newyork, Newyork)
http://www.youtube.com/watch?v=oBwReBKYs2s (Buyurun Crysis 2 versiyon)

Bir parça daha tavsiye edeyim gider ayak.

http://www.youtube.com/watch?v=rNpBahr49mA (Ellie Goulding - Figure 8)

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Operasyon YUMİYUM..!


Kesin hatırlarsınız.. Eski zamanların yumiyum efsanesi vardı, ince uzun dehşet verici aromasıyla.. Eski zamanlar, veletlik zamanları..
Ne günlerdi ey gidi ey ilk okulda kantine koşup milleti itip aralara girip veya yandan kolu uzatıp "-Hikmet abiiee benim kolum bu al parayı koy yumiyumu!!" dediğimiz günler.. Artık adamcağızın halini siz düşünün ufacık pencereden çıkmış 85 adet kol zaten suratlar yok. Var ama camın arkasında yapışmışlar birbirlerine ve camla bütünleşmişler.. Farklı bir organizma kocaman camekandan gözüken.. Tüm veletler üst üste kollar kime ait bilinmiyor, spor ayakkabılar uçuşurdu artık tanesi 10 bin liraya tüm ceplerimizi doldurmanın ardından.
Cephane kontrolü yaptıktan sonra günün ilk şekerinin kıvrımlı paketini açıp yerken sanki dünyalar seninmiş gibi kantin katından pıırrrr diye aniden uzaklaşmak suretiyle sınıfta, sınıfının az ilerisinde, sınıfın çok ilerisinde veya bahçede; yerden yüksek, ebelemece, saklambaç veya uzuneşek oynamak. Ezilmiş kutu kola ile maçlar yapmak (kola varsa, öğretmen yoksa zaman-mekan fark etmeden) veya zımba-simit dediğimiz tekmeli tokatlı yani belki bilmeyenler vardır öhöm olay şu ki öncelikle bulunduğumuz konumda (genelde koridor veya bahçe) güvenli, merdivenin ilk basamağı gibi ufak bir alan belirliyoruz sonra kaç kişi olduğumuzu gözden geçiriyoruz. İlk kurbanı demokratik olarak anında belirliyoruz ve oyun başlıyor. Belirlenen kişi güvenli alanda dururken, diğerleri dışarısında kaçış anını bekler. Seçilen kişinin bir nefeste artık aklına ne gelirse bir kelime seçip bağırarak her hangi birisini yakalaması, diğerlerinin kaçması gerekir. Eğer nefesi tükenmiş ve halen birisini yakalayamamışsa oyunda artık kaç kişi varsa tekme tokat üzerine koşar. Yakalayabilmişse zaten kendisi o an cezadan muaf olmuş olur. Yakaladığı kişi derhal güvenli bölgeye geçmek zorundadır zira az önce kendisini yakalamak için koşan kişinin akıbetine uğraması olasıdır. Bu saçma oyunu oynarken ki aldığımız hazzı gerçekten kelimelere dökmek çok zor..
Her ne kadar da atılan enerjinin  arasında musluktan şapır şupur su içmenin verdiği serinliği, teneffüs bitiş zili bozsa da fark etmez.. 40 dakika sonra tekrar.. Hem teneffüs bitse ne yazar? Ders içindeki muzurlukları kimse engelleyemezdi tabi. Taa ki arkası dönükken havada uçuşan tebeşirler öğretmenin bir yerine gelene dek.. Veliye not yazılır ve asla veliye ulaşmaz. Veli toplantısında bu açığa çıkar, evde uçan terlikten kaçacak yer ararsın. Evet annem çok iyi nişancıydı gerçekten. Haddinden fazla şepidi kılıklı bir çocuktum tabi oda geliştirdi kendisini sürekli. Neyse..
Bir zaman geldi ki o efsanenin 10 bin lirayken 15 bin liralık zamla aniden 25 bin liraya çıkması hiç hoş karşılanmamıştı ancak genede fark etmezdi!!! Kimse bizi o şekerimsi iğrenç efsaneden ayıramazdı. Hiç bir kuvvet! Derdik.. Zaman öyle demedi ne yazık ki.. Keşke en fazla 9 yaşımızda olabilsek..
Zamanla, ilk ısırıkla dişlerine yapışan o maddeyi yemez olduk onun yerine her yerinde duramayan genç gibi karşı cinsi 'yumiyum' yerine koymaya başlamadık mı? Kantinci yerine irade, ücret yerine muhabbet girmedi mi devreye? Ha onunda ücretlisi yok mu? Binlerce yıldır var. Ama o mevzuyu iğrençlikle nitelendirdim her zaman. Konu o değil yani yanlış anlaşılmasın. Konu aslında yaş ilerlese de zevkler aynı, materyaller farklı. Takdir-i ilahi yapılacak bir şey yok.. Gerçi çocukken sokakta beni köpek kovaladığında bile yaşadığım adrenalini şuan hiç bir para birimiyle satın alabileceğimi düşünmüyorum. Ayrıca köpekleri de çok seviyorum.
Peki yeni nesil bu oyunları, bu tatları, bu zevkleri yaşayabiliyor mu? Meçhul.. Günümüzün çizgi filmlerini bile saçma sapan ve birbirlerinin kopyası buluyorum. Zaman ilerledikçe çoğu şey yok oluyor tabi bunun yanında gelişiyoruz o ayrı.. Hareketsizliğin veya kalıplaşmanın neresi gelişmek ise artık..
Biraz daha büyüdük tabi gülüp eğlenmek maksat yumiyum olsun olmasın bunu öğrenmeyi başardık, sonrasında yine alıştık.
Hayat oldukça kısa, anı yaşayın..

Uygulamalı Hayattan Beklenti Bilimi



Tebrikler..! İki tuşa tıklayıp arkadaşınızı takibe alabileceğinizi gösterdiniz. Artık bu tecrübe ile Microsoft Ceo'su ilan ediyorum sizi. Halbuki ben altın plaket bekliyordum. Büyük hayal kırıklığı.. Belki de bazen hayattan beklentilerimiz onun karşılayamayacağı kadar yüksektir.. Ne alaka demeyin, kendinize güvenin ve beklentilerinizi gerçekleştirebilmenin yollarını araştırın.. Kendinizi geliştirin arkadaş.. Birazda mantık çerçevesi içinde beklentilere sahip olursanız sizden keyiflisi olmaz diye düşünüyor ben.

Öküz Yılı..

2009 yılı ÖKÜZ yılıymış.. Bu benim o insanlara karşı daha da antipatik ve gereksiz düşüncelerimi sağlamlaştırdı. Hele de bu fare, öküz, sığır, manda zürafa dana yılları yok mu.. Ah sizler yok musunuz..

Şifre

Arkadaşım sana ne? Ne istersem koyarım yok çok kısa yok çok uzun yok en az 16 hane yok en az 86 hane.. Sanki banka hesaplarımız şifreleniyor.. Oldu olacak 128 bitlik şifreleme yapalım direk.. ŞSJKLFNGĞWOTNEĞRSTOHNWR/(+&/%^+%OTI5498D46YJH4ET9Y&/+J3D56JN4H69DTYJ41DT635Y4JK6DTY1 al sana şifre lanet olası.